Sadece o ve ben. Birbirimizin gözlerine derin derin bakıyoruz. Vücüdumun bir parçası haline gelen kılıcın üzerinden biraz önce hayatına son verdiğim zavallının kanı süzülüyor. Diğer elimdeki mızrakta ise rakibimin babasının kafa tası asılı. Gözlerinde yakaladığım kararlılık hoşuma gidiyor. Beni bu kez yenebileceğinden emin, çok çalışmış. Elindeki kılıcın boyu benimkinden en az yarım metre daha uzun. Uzun ince parmakların kavradığı kılıç havada daireler çizerken ıslık çalarak beni ölüme davet ediyor sanki. Uzun kara saçları geniş omuzlarına ve sırtına saçılmış. Göğsündeki kıllara rağmen güçlü kasları uzun zamandır beklediği bu ana nasıl hazırlandığını anlatırcasına hareket ediyorlar. Kasıklarına doğru ilerleyen iki kas sanki birer ok. Her adımda yenisi fırlıyor sanki.
Üzülüyorum. Yaşasa daha iyi olur. Ancak bana seçenek vermiyor. Var gücü ile üzerime doğru saldırdığında kollarımı iki yana açıyorum. Bir başka hayata daha son vermek istemez gibi. Yüzündeki değişimi görebiliyorum. Kararlılıkla bana hamlesini sürdürürken, “ne yapıyor bu?” düşüncesi beliriyor beyninde. Kılıcını karnıma doğru savurduğunda gözlerinden hiç ayırmadan çekiyorum kendimi geriye doğru. Sanki bir yay gibi geriliyorum. Bedenim yerine boşlukla buluşuyor kılıcı. Boşlukla gerçekleştirdiği bu beklenmedik randevüyle savrulurken, kılıcımın ucu ile sağ bacağına imzamı atıyorum. Eğer yaşarsa, bu yara ona beni hatırlatacak. Acıyı, gözlerinde görebiliyorum. Aldırmadan tekrar saldırıyor. Hoşuma gidiyor bu yaptığı, tekrar geriliyorum. Bu kez çok yakından geçiyor darbesi, ciddiye alsam iyi olacak. Geri çekiliyorum, saldırı sırası bende. Üzerine doğru atılırken attığım çığlık gökyüzünü bir bıçak gibi yırtıyor. Ardından gelen sessizliği bozan tek şey rakibimin derinden gelen inlemesi. Üzerine giderken bir anda yerde kayarak bacaklarının arasına güçlü bir tekme atıyorum. Nefesi kesiliyor. Yere yığıldığındaysa, darbeyi kılıcını tutuğu kolun arkasına indiriyorum. Artık kılıcını kaldıramayacak.
İnatçı başını kaldırarak gözlerimin içine bakıyor. Nefret ve öfkeyi görebiliyorum. Bana değil, kendisine. Alt olmasına, zavallılığına. Bu utanca daha fazla dayanmak istemiyor. Ölüm onun için cennet olacak. Arkama bakıyorum. Savaşçılarımın gözleri, gözlerimde birleşiyor. Onlar da aynı şeyi istiyorlar. “Ölüm”. Bir tek ben istemiyorum bunu. Sanırım bana duyduğu nefretle yaptığı herşey, cesareti, beklemediğim çevikliği, en çok da o güzel elleri beni etkiliyor. Ona doğru eğiliyorum, “canını bağışlıyorum”. Yükselen ses bir anda herkesi silkeliyor: “HAYIIIIIIIIIIRRRRRRRRRR.....” Gözleri gözlerimde, buyuruyor: “AL CANIMI”. Şaşırmıyorum, beklediğim tepki buydu. “Bitmedi” diyorum, “bu kadar kolay pes edemezsin, babanın intikamını almalısın”...
Gözlerinden gözlerimi keskin bir bıçak darbesi ile alıyorum. Arkamı döndüğümde tüm savaşçılar suskun. Bir tek ben mutluyum galiba. “Gidiyoruz” diyorum. Bu günlük bu kadar.
Atımın üzerine bindiğimde rakibim hala bıraktığım yerde. Biliyorum, bu kez canını çok yaktım. Yanına yanaşmak isteyenleri kovuyor başından. Öğrenecek. Tıpkı diğer erkekler gibi o da bir kadınla baş etmenin mümkün olmadığını öğrenecek...