Bir güzel
bahar gününün, akşam üstündeyim. Masayı toparlıyorum. Ertesi sabah gireceğim
sınav için son tekrarları yapmışım. O günün en önemli buluşmasına
hazırlanıyorum, heyecanla...
Odanın kapısına gelince,
arkamı dönüp bakıyorum. Bu yaptığım, son kucaklaşma. Bütün gün boyunca içine
dalıp çıktığım ders notları, kitaplar ve onların üzerinde dans ettirdiğim
renkli kalemler, hizaya girmiş beni yolculuyorlar. Onların bu saygılı duruşunu,
yüzümde tatlı bir gülümseyişle, oldukça derin bir nefes alıp... vererek... son
bir bakışla selamlıyorum. Buluşmaya hazırım.
Evden çıktığımda kafamı
kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Elimde olmadan, çok derin bir nefes daha
alıyorum… Nefes verirken, sanki içimden bir şeyler dışarı çıkıyor... Biraz daha
hafiflediğimi hissediyorum. Yüzüme yine o gülümseme geliyor.
Aldığım derin nefesler
birbirini izliyor. Her derin nefeste biraz daha hafifleyerek, buluşacağımız
yere doğru, kanatlanarak uçuyorum.
Buluşma yerimize tam zamanında
varıyorum: Tüm güzelliği ile karşımda, kızarıyor. Kırmızı yanaklarından yayılan
güzellikler, bembeyaz bulutları pembeleştiriyor. Sonra bir yangın yerine
çeviriyor herşeyi. Kırmızının her tonu, her yerde…
Gözlerimle buluşan bakışları
derinlere yöneliyor: Beynimi ve ruhumu kırmızıya boyuyor. Hareketsiz, büyük bir
saygı ile onu selamlıyorum. Öylesine güzel ki, ona bakarken içim içime sığmıyor, boğazım düğümleniyor.
Bu olağanüstü buluşmada zaman
su gibi akıyor. Ayrılık vakti geldiğinde, yavaşça arkasını dönüp
gidiyor.
Derin bir nefes daha alıp,
arkasından el sallıyorum...
Ercan Aydın
1989