By Ercan Aydin | August 15, 2009 at 10:58 AM EDT |
No Comments
Dunyadaki ulasim aracimiz: Bedenimiz. Bu ulasim aracindaki ozel misafirimiz: Ruhumuz. Ikisinin toplami: Varligimiz.
Bedenimiz, varligimizi surdurebilmek icin gerekenleri yapar. Zihnimiz, bedenin ayrilmaz en onemli parcalarindan biri olarak, varligin hayatta kalmasi icin gereken herseyi yapar.
Ruhun ise buna ihtiyaci yoktur aslinda. O zaten ölümsüzdür. Belkide bundan dolayi, gunluk operasyonu yuruten ve bircok seyi ustlenmis gorunen bedene sahneyi birakir.
Bedenimiz ve zihnimiz var gucleri ile calisirlar ve buna: "hayat kavgasi" derler. Bu oylesine cok parametreli bir tempodur ki, belli bir sureden sonra beden ve zihin "otomatik pilot" ihtiyaci hisseder. Boylece o faaliyetler "cok az dusunce enerjisi" kullanilarak yerine getirilebilir. Tempo arttikca otomatige baglanan faaliyetler artar.
Ve bir gun bir "sey" olur. Bu sey sizin icin nedir bilmiyorum. Benimki, guclu bir "birseyler eksik" hissi idi. Hersey var gibiydi, ama birseylerin –onun- eksikligini hissediyordum...
Sanirim, ruh dans pistinde uzun zamandir tek basina dans eden bedeni seyretmekten sikilmisti. Belkide uykuya dalmisti; "son duraga gelene kadar uyunabilirdi nasilsa". Ölum ruha, bedenden cok once gelebiliyor...
Bugun kendime sorup cevaplarini vermeye calistigim sorularin temeli o "birseyler eksik" hissi ile basladi. Iyi bir baslangic oldu...
Peki ruh bedene can verdi ise, efendi o mudur? Guzel bir soru, dusunelim. Eger beden sadece mekanik bir makine olsaydi, belki. Ancak beden evrenin, hizla degisen parcalarindan birisi ve ruh gibi onun da bir benligi var. Ayrica biri olmadan digerinin de varolmasi mumkun degil. Bu nedenle ikisi de "bir".
Eger bu konu ve seruvenin devami ilginizi cekiyorsa, lutfen yorumlarinizi paylasin...